Avrupa Birliği (AB) üyesi Macaristan’ın artık demokrasiyle yönetilmediği ve eski Doğu Bloku ülkelerden Polonya’nın da Çin ve Rusya’nın etkisi altında kalarak özgürlüklerin kısıtlanması konusunda aynı yönde ilerlediği kaydedildi.
Demokrasi, özgürlük ve insan hakları konularında araştırmalar yapan sivil toplum örgütü Freedom House, ağırlıklı olarak Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki yönetim ve parlamenter rejimleri masaya yatırdığı “Geçiş Dönemindeki Uluslar” (Nations in Transit) adlı bir rapor yayımladı.
Polonya da, Macaristan ile aynı yolda ilerliyor
Raporda dikkat bir başka ülke de Polonya oldu. Varşova hükümetinin anti-demokratik değişimiyle Macaristan’dan çok bir farkı kalmadığı, iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin yargı kurumlarına yaptığı büyük saldırıların bağımsız bir devlet anlayışını büyük oranda sekteye uğrattığı ifade edildi.
Zselyke Csaky’nin yazısında Avrupa Birliği’nin idari merkezi Brüksel’e de büyük eleştiriler yöneltiliyor. Buna göre Macaristan ve Polonya’da hükümetlerin kanunlarda yapmaya çalıştığı köklü değişikliğe Avrupa Komisyonu sessiz kaldı ve gerekli yaptırımları uygulamadı. Bu süre zarfında Macaristan’da iktidardaki Fidelz Partisi Avrupa Parlamentosu’nun en büyük siyasi kanadı olan Halk Partisi’nin ana akım üyelerinden biri olmaya devam etti. ABD Başkanı Donald Trump da bu bölgelerdeki demokrasinin korunması çabalarına yeterli ilgiyi göstermedi.
Öte yandan Polonya ve Macaristan’daki hükümetlere Rusya’nın büyük etkisinin olduğu, Çin’in de özellikle dış politika bağlamında etkinliğini artırdığı kaydedildi.
Balkan ülkelerinde muhalefet partileri yasama sürecinden muaf tutuluyor
Raporda Balkan ülkelerinden Karadağ, Arnavutluk, Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan’daki ana muhalefet partilerinin parlamento boykotlarının çalışmaları aksattığı ve adalet ile meşruiyet eksikliğine neden olduğu da belirtildi.
Gürcistan’ın da dahil edildiği bu ülkelerde uygulanan “acele kanun koyma girişimleri” ve muhalefet partilerine getirilen kısıtlamaların yasama sürecinin güvenilirliğini de azalttığı ifade edildi.
Türkiye, Çin ve Rusya bölgede ‘otoriter güç’
Bunun yanında Çekya, Letonya ve Slovakya’da 2019 ve 2020 yıllarında politikacıların hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını baltalamaya yönelik girişimlerde bulunduğu, bu durumun söz konusu ülkelerin demokrasi karnesindeki notlarını düşürdüğü kaydedildi. Buna ek olarak Ukrayna’da 2019 Ağustos ve Ekim arasında günlük ortalama 38 kanun tasarısının görüşüldüğü, ülkedeki yeni hükümetin hızının, bazı çekinceleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.
Türkiye’nin Rusya ve Çin ile birlikte “otoriter güç” olarak belirtildiği raporda, bu 3 ülkenin Doğu Avrupa’da etkinliğini artırdığına dikkat çekildi.
Freedom House, Türkiye’yi 2018 raporunda ‘özgür olmayan ülkeler’ kategorisine sokmuştu.
Raporda şu görüşler dile getirilmişti:
“Türkiye son yıllarda özgürlüklerin en fazla kısıtlandığı ülke oldu
Raporda dünya genelinde düşüş gösteren hak ve özgürlüklerin en fazla kısıtlandığı ülkelerden biri Türkiye oldu. 2017 yılı son 10 yılda sivil hak ve özgürlükler alanından en kötü geçen yıl oldu. Raporda ayrıca Türkiye ve Macaristan, otoriter yönetimlere dönüşen ülkelere örnek olarak gösteriliyor.
Freedom House, “Recep Tayyip Erdoğan, 2016’daki darbe girişimi sonrası muhaliflere yönelik tasfiye ve baskıyı daha da genişletti. Tutuklanan Türk vatandaşları ile kapatılan medya organları, şirketler, tasfiye dalgaları ve Kürtlerin haklarının da saldırıya uğraması aynı zamanda Türkiye’nin Suriye ve Irak’a diplomatik ve askeri müdahalesiyle sonuçlandı.” ifadelerine yer verdi.
Türkiye, ‘kısmen özgür ülkeden’ ‘özgür olmayan ülke’ statüsü aldı
Türkiye’de 2014 yılından bu yana basın özgürlüğünün, sosyal medya kullanıcılarının, göstericilerin ve siyasi partilerin saldırı altında olduğuna dikkat çeken rapor, yargı ve seçim sistemi üzerinde de baskı kurulduğunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devlet ve toplum üzerinde ‘kişiselleşmiş’ bir baskı empoze etmek için savaştığını yazdı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi partisi içindeki eski müttefiklerini ve rakiplerini tasfiye ettiği belirtilen raporda, “Medyayı kendi ihtiyaçları çerçevesinde yeniden şekillendirdi, denge ve denetim özelliği bulunmayan ‘süper başkanlık’ sistemini getirdi. 2016 yılındaki başarısız darbe girişimine karşı verdiği cevap bir ‘cadı avına’ dönüştü. Bu kapsamda 60 bin kişi tutuklandı, 160 medya organı kapatıldı, 150 gazeteciden fazlası tutuklandı. Parlamentonun en büyük üçüncü parti lideri cezaevinde, yaklaşık 100’ü bulan Kürt belediye başkanı da yine hapiste. Hükümetin baskısı sınırları aşarak, yurt dışındaki muhalifleri yakalamak için kırmızı bülten yayınlandı.” denildi. “